İstanbul’da bir travesti kadının mektubu: boş kalan adres
İstanbul’da bir travesti kadının mektubu, yıllar sonra eski bir kutudan çıkıyor. Nisan’ın şehirde yürüyerek tamamladığı son cümle üzerine kurgu.

Kurgu öykü; kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
İstanbul’da bir travesti kadının mektubu, on yıl boyunca üstünde adres bulunmayan bir zarfın içinde kaldı. Nisan, taşınmaya hazırlanan arkadaşı Melis’in evine kendi eski kutusunu almaya gittiğinde zarfı yeniden buldu. Kutuda iki çizim defteri ve çatlamış bir fincan da vardı. Otuz altı yaşındaki Nisan kendini travesti olarak tanımlıyordu; kendisine yazdığı yarım mektubun ilk satırında da aynı sözcüğü kullanmıştı. On yıl önceki yazısı daha sert basıyordu kâğıda. Son paragrafın ortasında ise kalem durmuştu: “İstanbul’da kendime bir yer bulduğumda...” Devamı yoktu. Melis, kutuyu paketlemeyi beklerken Nisan sandalyeye oturdu. O sabahın işi uzayacaktı.
Eski kutunun içindeki gelecek zaman
Mektubu yazdığında yirmi altı yaşındaydı. Yeni başladığı işin saatlerini, istediği evin penceresini, saçına yaptırmayı düşündüğü değişikliği uzun uzun anlatmıştı. Hepsinin aynı yıl içinde gerçekleşeceğine inanmış görünüyordu. Nisan bunu okurken geçmişteki kendisine kızmadı. Sadece nasıl bu kadar çok işi tek bir takvime sığdırdığını merak etti.
Melis bir yandan kitaplarını paketliyor, arada mektuptan duyduğu cümlelere gülüyordu. “O pencere konusunda hâlâ seçicisin,” dedi. Nisan bugün oturduğu evin mutfağını düşündü. Hayal ettiği geniş manzarayı görmüyordu ama sabah masasını aydınlatıyordu. Mektuptaki bazı istekler gerçekleşmiş, bazıları anlamını kaybetmişti. En çok da boş kalan cümle dikkatini çekti. Şehirde yer bulmak derken bir adresi mi, bir işi mi, yanına oturabileceği insanları mı düşünmüştü? O gün cevabı hatırlamıyordu.
Bir travesti kadının kendi kelimesi
Nisan, mektubun başındaki kimlik cümlesini değiştirmedi. O sözcüğü kendisi için seçmişti; başkasının aynı sözcükle aynı ilişkiyi kurmasını beklemiyordu. Melis geçmişteki yazısını temize çekmek isteyip istemediğini sordu. Nisan başını salladı. Harfleri düzeltirse o zamanki aceleyi de düzeltecekti. Şimdilik kâğıdın olduğu gibi kalmasını istiyordu.
Kutuyu alıp çıkmadan önce mektubu çantasının düz bölümüne yerleştirdi. Melis akşam birkaç arkadaşın geleceğini, eski notlarından bir şey okumak isterse getirebileceğini söyledi. Ortada hazırlanmış bir etkinlik yoktu; taşınma kolilerinin arasında oturacaklardı. Nisan kesin söz vermedi. Bir metni kendine okumakla masada sesli okumak farklıydı. Önce yarım cümlenin peşinden biraz yürümek istedi. Melis kutuyu şimdilik evde bıraktı. Nisan kapıdan yalnız zarfla çıktı.
İstanbul’da eski bir köşeye dönmek
Nisan öğleden sonra daha önce sık geçtiği bir sokağa uğradı. Gittiği yerin bugün nasıl olacağını bilmiyordu; eski bir işareti bulmak istiyordu. Köşedeki duvarın rengi değişmişti. Bir zamanlar durup telefonla konuştuğu boşlukta şimdi başka eşyalar vardı. Kendi hafızasının sokağı, önündeki sokaktan daha düzenliydi. Belleğinde gereksiz ayrıntılar silinmiş, birkaç önemli anın çevresi boşalmıştı.
Bir süre durduktan sonra zarfı çıkarmadı. Orada eski bir sahneyi yeniden yaşamak mümkün değildi. Bunun için hayal kırıklığına uğraması da gerekmiyordu. Yanından geçen iki kişi bir adresi tartışıyordu; birinin elindeki kâğıt sürekli ters dönüyordu. Nisan kapı numarasını işaret edip yoluna devam etti. Başkasının o anki küçük işi, kendi eski hatırasının yanına yerleşmişti. Sokak yalnız onun geçmişini taşımakla meşgul değildi.
Trans yaşamı bir listeye sığmayınca
Nisan oturacak sakin bir yer bulduğunda mektubun arkasına iki sütun çizdi. Bir tarafa gerçekleşenleri, diğerine gerçekleşmeyenleri yazmayı düşündü. Sonra kalemi bıraktı. Kendi trans yaşamını başarılmış hedeflerden oluşan bir tabloya çevirmek istemiyordu. Bazı şeyler olmamıştı; fakat onların yerine başka şeyler olmuştu. Mektuptaki iş değişmiş, hayalini kurduğu arkadaş grubu dağılmış, yeni arkadaşlıklar kurulmuştu.
Melis'i o mektubu yazarken henüz tanımıyordu. Bugün kendi eski kutusunun onun evinde durması, hiçbir planın öngörmediği bir yakınlıktı. Listeyi tamamlamak yerine Melis'e mesaj attı: “Akşam bir şey okuyabilirim. Ama çok dramatik bir ses bekleme.” Yanıt hemen geldi: “Koliler dramatik zaten.” Nisan güldü. Kâğıdın arkasındaki iki sütunun üzerini çizmedi; altına küçük bir not koydu. Bazı cevapları yazmak yerine birine haber vermek yetiyordu.
Semt değişince mektubun sesi
Yolunun sonraki bölümünde şehrin kalabalığı arttı. Nisan çantasını önüne aldı, yürürken mektubu düşünmeyi bıraktı. Bir vitrinde koyu yeşil bir eşarp gördü. Durup bakmasının mektupla ilgisi yoktu. Rengi beğenmişti. İçeri girip almak yerine kendi dolabındaki benzer parçayı hatırladı; akşam onu takabilirdi. Gelecekteki hayatı tasarlayan eski Nisan, bugünkü dolabında aynı rengin zaten bulunduğunu bilmiyordu.
Bu küçük düşünce hoşuna gitti. Şehirde yer bulmak bazen büyük bir kapının açılması gibi anlatılıyordu; onun aklına ise her seferinde başka bir çekmecede bulduğu eşyalar geliyordu. Kendi adresini ezberlemek, anahtarı nereye koyduğunu bilmek, bir arkadaşın evinde hangi bardağı kullanacağını sormamak. Yine de bunları mektuba peş peşe yazmadı. Fazla düzgün bir son, o yarım cümleyi tanımadığı birinin elinden çıkmış gibi gösterebilirdi.
Kolilerin arasında sesli okumak
Akşam Melis'in evinde beş yetişkin bir araya geldi. Oturacak yerler kolilerin etrafında kurulmuştu. Nisan yeşil eşarbını takmıştı; kimse onun öğleden sonraki düşüncesini bilmiyordu. Önce başkalarının getirdiği notlar okundu. Bir alışveriş listesinin altında unutulmuş bir şiir, yıllar önce başlanmış ama sürdürülmemiş bir günlük vardı. Kimse metinleri yorumlamak için sıraya girmedi.
Nisan mektubunu açınca sesinin beklediğinden daha düz çıktığını fark etti. Eski işinden söz eden bölümü okurken güldü, bir cümleyi atladı, bunu da açıkça söyledi. Yarım kalan yere geldiğinde durdu. Melis devamını sormadı. Odadaki sessizlik rahatsız edici değildi; herkes eksik cümlenin önünde biraz bekledi. Sonra Nisan kâğıdın arkasını çevirdi. İki boş sütunu gösterince arkadaşları güldü. “Bunu rapora çevirmeyi de denedim,” dedi. Bu, o akşam kendisi hakkında söyleyebileceği en doğru şeylerden biriydi.
İstanbul’a yazılan mektubun son cümlesi
Nisan, “İstanbul’da kendime bir yer bulduğumda...” diye yeniden başladı. Arkadaşlarından cümleyi tamamlamalarını istemedi. Her biri güzel bir son bulabilirdi ama mektup onun kendi geleceğine gönderilmişti. Birkaç dakika sonra kalemi alıp devamını yazdı: “oraya yalnız yerleşmediğimi fark edeceğim.” Yazdığı cümleyi sesli okudu. Sonra açıklamadı.
Melis, ertesi gün kolileri taşırken yardım isteyip isteyemeyeceğini sordu. Nisan bir an ciddi durdu. Mektubun sonu hemen iş listesine dönmüştü. “Bu edebiyatın bedeli mi?” dedi. Kahkahaların ardından hangi saatte gelebileceğini konuştular. Nisan yalnız yapabileceği kısmı üstlendi; bütün günü boşmuş gibi söz vermedi. Bir masada kendine yer bulmak, her işe evet demek zorunda olmak değildi. O akşam bunu uzun bir cümle kurmadan söyleyebilmişti.
Adresi ertesi sabaha yazmak
Eve dönerken zarf hâlâ boştu. Nisan kapısının önünde anahtarını çıkardı, bu kez mektubu çalışma masasına bıraktı. Zarfın üstüne eski bir adres veya gelecekteki bir hayal yazmadı. Kendi adını ve o günün tarihini ekledi. Gönderilecek bir yere ihtiyacı yoktu; mektup nihayet ulaşmıştı.
Sabah Melis'in evine giderken yanına sağlam bir bant ve iki boş çanta aldı. Yeşil eşarbı evde kaldı, mektup da çekmeceye girdi. Nisan kapıyı kilitleyip merdivene yöneldi. Şehirdeki yeri o gün için gayet somuttu: bir arkadaşının taşınmasına ayırdığı birkaç saat, ardından kendi işine dönebileceği bir masa. Telefonuna gelen “geldin mi?” mesajına “yoldayım” yazdı. Bu kez cümlenin devamı eksik değildi. Varması gereken yer belli, orada onu bekleyen iş anlaşılırdı.
Diğer İstanbul hikâyeleri için gündelik yaşam arşivine bakabilirsiniz.